| ORDU PARTİLERİ SON DEFA UYARDI
"Nasihat etmek kolay, örnek olmak zordur." La Rochefoucauld
(1...) Genel Kurmay Başkam Kenan Evren: "Sayın Cumhurbaşkanım bazı arkadaşlar bu mektubun 12 Mart'taki gibi radyodan okutulmasını, yumruğumuzu vurmamızı önerdiler. Ancak size getirmeyi ve taktirinize bırakmayı daha doğru bulduk."
Cumhurbaşkanı Korutürk, Evren'in söylediklerinden hiç hoşlanmamışa benzeyerek:
"iyi ki radyodan vermediniz. O yolu seçseydiniz ben de bu makamı bırakıp hemen giderdim." dedi.
Ordu, son defa uyardığını söylüyordu. Oysa 12 Mart'ın Türkiye'ye sinmiş kokusunu ve bırakmış olduğu derin izleri unutmayanlar bunun uyarıdan çok ihtilalin yurda konuk olacağını tahmin ediyordu. 27 Aralık 1979 günü Cumhurbaşkanlığı köşkünde gerçekleşen Korutürk-Evren görüşmesinden sonra Washington US Armed Forces dergisi ve yabancı basın ihtilalin kıpırdanmalarına sayfalarında yer verdi: "Türkiye'deki gelişmeler öyle bir noktaya gelmiştir ki, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahalesinden başka çıkış noktası görülmemektedir... Evet Türk Silahlı Kuvvetleri müdahele edecek, ancak gelişmeleri uzun vadede de olsa, ordu da düzeltemeyecektir."
Türkiye'nin sağ-sol kavramlarıyla oyalanıp, okun yaydan çıkmasının ve gençleri kaosa sürüklemenin elbette ki bir mantığı yoktu. Muhtemelen dönemin Başbakanı Süleyman Demirel de çeşitli hitabelerde bulunurken olacak olanlardan habersizdi: "Bir takım ne idüğü belirsiz akıl fukaraları, bir takım budalalar Türk halkının arasına girip onu bölmek için, Türk halkım sefil bırakmak için kandırmaya çalışacaklardır. Ben sizlerin kandırılmayacağım biliyorum. Çünkü sizin idrakiniz bu akıl yoksunlarına hiçbir zaman fırsat vermeyecektir. Başka memleketlerin esaret düzenlerine gıpta edenlere kapılar açık. Bu memleket düzenini koymuştur, çekip o memlekete gitsinler. Sosyalizm ya da şu veya bu perdeler altında komünizm kuracaklarsa, bu dinsizlere Türk Halkı yedisinden yetmişine karşı koyacaktır. Milletime güveniyorum. Türk halkı ihanetle hizmeti gayet iyi ayırır. Aranızda dolaşıp zehir akıtanlara fırsat vermeyin."
Ülkü Ocakları eski başkanı Selahattin Sarı, bir basın toplantısında fikirlerini açıkladı: "Silahları bırakalım fikirlerimizle konuşalım" dedi ve görevinden alındı. Çatlı'mn dediği gibi fikirde kulis yapmak sakıncalıydı.
Ahmet Kabaklı'ya gelince ona göre...
"Dünya komünizmin adını duyalı 200 yıl oluyor. 50 seneden beri de beşeriyet bu korkunç kâbusun tehdidi altındadır. Her ülkede olduğu gibi artık bizde de komünizmin bir tarihi, vatansız müritleri, melek kılıklı şeytanları vardır. Türklüğe inanan bizler komünistliğin düşmanlığından korkmayız. Her türlü hastalığa karşı tedbir alınıyorsa, komünizm denilen hastalığa karşı bizler, Türk aydınları tedbir alıp çare düşünmeliyiz. Bu memleketin mukaddesatı üzerinde geniş rahneler açan kızıl sırtlan polisten başka bir rakip görmedi. Karşımıza çıkan komünistler zenginlerin ikbalini kıskanan ve kendi cüceliklerinin acısını çeken birer manyaktırlar. Elimizdeki silah daha keskindir, çünkü fazilet damgasını taşır. Yüzlerini maske alımda saklayan Atatürk'ün başka bir özelliği yokmuş gibi yalnız laikliği ve inkılapçılığı üzerinde durdular, seslenmedik. Bu hallere seyirci kaldık. Artık toplanmanın ve harekete geçmenin zamanı geldi. Atatürk demiştir ki: "Komünizm nerede görse ezilmelidir". Onlar rezilliklerin farkında bile değiller! Yüzyıllar boyunca bu güzel yurdumuzun Ruslar tarafından işgali planlanmış olmasına rağmen hayalleri bugüne kadar gerçekleşemedi. Şimdi Türkiye'den satın aldıkları vicdanların salyaları ile bizleri zehirlemeye uğraşıyorlar. Bunda da asla muvaffak olamayacaklar." diyordu demesine ancak zaten küçük bir kıvılcım bekleyen gençler, bu gibi sözlerden hareket ederek var olan gergin atmosferi iyiden iyiye yokuşa sürüklüyorlardı.
Solculara göre ise aslında her şey Türkiye ile ABD arasında, Dolaylı Saldırı Anlaşmasının imzalanmasıyla başlamıştı. Demokrat Parti bu anlaşma uyarınca ülkede yönetime karşı oluşacak muhalefet hareketlerine karşı, ABD'ye müdahale hakkı tanıyordu. Bu anlaşmanın kapsamı içinde; ABD'nin askeri müdahale yöntemleri haricinde "Ayaklanmaları Bastırma Kuramı" veya "Kontr-Gerilla Teori ve Pratiği" gibi özel yöntemlerin geliştirildiği görülüyordu. Söz konusu anlaşma uyarınca Genelkurmay'a bağlı ve sivillerden oluşan Kontr-Gerilla adlı örgüt meydana gelmişti. Özel Harp Dairesi'nin masrafları ABD tarafından karşılanıp, Amerikan Yardım Heyeti Qusmat) ile aynı binayı paylaşıyordu.
1974 hükümeti bu oluşumdan Kıbrıs savaşı nedeniyle Amerikan yardımının kesilmesi ve bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu örgütün masraflarını karşılamak için örtülü ödenekten yardım talebi sebebiyle haberdar olduğu söyleniyordu. Ülkemizde Kontr-Gerilla büyük bir çoğunluk tarafından "karanlık eylemlerin" örgütü olarak anılmaktadır. Bülent Ecevit'in 7 Mayıs 1977 tarihli, Cumhurbaşkanlığına gönderdiği mektupta ise:
"Söz konusu örgüt, Gerilla ve Kontr-Gerilla savaşları ve her türlü yer altı faaliyetleri için planlar yapar, insan yetiştirir..." "Gizlilik içinde çalışır, demokratik hukuk dışındadır..."
"1974'e kadar, gizli olarak, Amerikalılardan destek görürdü. Amerikan askeri heyetleriyle aynı binada çalışırdı. Amerikan mali desteğinin 1974'te sona erdiği bildirilmiştir. 12 Mart döneminde sözü çok geçen ve "Kontr-Gerilla" denen kimselerin bu örgüte bağlı olma olasılığı '-ardır. Bu örgütte iyi niyetli kimselerin dışında siyasal düşü. çeleri yönünden yurt savunması için gördükleri eğitimi Türkiye'deki şiddet eylemlerinde kullananların bulanabileceği güçlü olasılıktır. Çünkü bu eylemlerden bazıları, görünürdeki çoluk çocuk tarafından değil, ancak güçlü bir örgüt tarafından düzenlenebilecek niteliktedir. Özellikle l Mayıs 1977 Taksim olayı bu izlenimi vermektedir. Bu örgütte görev almış, yönetici olarak çalışmış kimselerden bazılarının, emekliye ayrıldıktan sonra da bilgilerini ve yetiştirdikleri elemanları siyasal nitelikteki eylemler için kullandıklarını gösteren belirtiler vardır."
Ecevit açıklamalarına devam ediyor: "Sarıkamış'taydım. Birlikte yemek yediğimiz komutana Kontr-Gerillayı sordum, "var" dedi. O sırada çevrede dolaşan MHP II. Başkanı'nı göstererek, "Yoksa o da mı" diyecek oldum. General, "O başında" demez mi!"
"Ayaklanmaları Bastırma Kuramı" adlı kitabın içeriğine bakılacak olursa "Durum ve şartlar ne olursa olsun esas mesele mücadeleye iştirak eden halkı teşkilandırmaya başlamaktır. Bu da mahalli liderleri mesuliyetli makamlara ve idare mevkilerine getirmekle yapılır. Ayaklanmaları bastırmakla görevli olan tarafın bu liderleri bulduğu gibi, bunlarda halk arasından muharip kimseleri bulmalıdırlar. Bulunan muharip kimseleri bir arada tutabilmek için bu liderin yardıma, desteğe, bir siyasi partinin rehberliğine ihtiyacı vardır."
Her iki görüşü benimseyen gençler, ülkenin düştüğü, daha doğrusu düşürüldüğü durumu vahim bulduklarından karşı karşıya getirilmişlerdi. Yurdu birbirlerini yok ederek refaha kavuşturacaklarına öyle inandırmışlardı ki, kendilerini iç savaşın içinde buldular. Fakat hepsi boşa kürek sallayacaklardı. Kavgaya teşvik edilen hatta belli kıstaslar altında güvence verilen gençlerimiz, o dönemlerde anlayamamış olsalar da, aynı düşünceye gönül verip, mücadele ettikleri için; tek tek değilse de adları, tertemiz umutlarını onlar kirletmek istemedi. Çocuk gibi olmadıysa eğer düşleri hepimiz sorumluyuz, hepimiz biraz suçluyuz.
Neticede 80 olaylarında yaşananlar tadılması kolay, fakat hazmedilmesi zor bir şeydi. Çünkü genelde en iyi bildiğimizi sandığımız şeyler, en çok yanıldıklarımızdı.
Yabancı ellerin düşmanca zihniyetleri, on binlerce insanın ve daha dramatiği bir ülkenin tarihini kara harflerle yazmışlardı.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|