BiR SiSTEM MASALI

Abdullah Çatlı için sistem çıkmazlardan ibaretti. O buna karşı yenilmekten ziyade, mücadele vermeyi ilke edinmişti. Bu nedenle gerisinde büyük bir kitle hareketi vardı. O'na göre sistemin içerisinde var olan yanlışlıkları düzeltmek için 80 olaylarında olduğu gibi, ortaya canını koymaktan öte birşeyler gerekiyordu. Mücadele şarttı. Kah emirde robot olarak kah fikirde kulis yaparak, mücadele kaçınılmazdı.
Abdullah Çatlı, sistemi okyanusa benzetiyordu. Ucu bucağı olmayan, bir noktasından diğer noktasını göremediğin, dibine kadar dalamadığın, aldatıcı bir güzelliğe sahip olan dev bir okyanusa.
Bir başka bakış açısıyla ise sistemin yani okyanusun ortasında mücadele verenleri fırtına bekliyordu. Fırtına kimilerini korkutup kaçırtıyor, kimilerinin sonu oluyor, kimileriyle de yılmadan mücadele ediyordu. Bu aşamadan sonra okyanus fazla sakin fazla sessiz bir hal alıyordu. Bu da büyük bir iç savaşın habercisiydi. Okyanusun en derin ve en dondurucu bölgesinde ise büyüleyici güzelliklere sahip buz dağları bulunuyordu. Mutlaka biliniyordur fakat tekrarlamakta fayda var: buzdağlarının eni ve boyu kilometrelerce çapındadır. Buzdağının su yüzeyine çıkandan ziyade en büyük kısmı aslında su altında gizlidir. Bu da aldatmaca oyununa benzemektedir. Çünkü suyun altında ki buz kütlesi, su yüzeyinde görünen kütleden bazen yedi kat daha fazladır. Tıpkı sitem çıkmazı gibi. Hatta buzdağını tamamiyle yok etmek için henüz yeterli bir teknoloji mevcut değildir. Uygulamaya getirilen hiçbir proje, ne bunu eritebilmiş ne de bir bölümünü yok edebilmiştir. Aksine buz dağı tıpkı sistem çıkmazı gibi, kendisine tehlike unsuru olanlara karşı daha büyük bir tehditle karşılarına dikilmiştir. Sistem çıkmazı öyle kurnazdır ki, ona karşı tehlike arz edenlerin kuyusunu, hiç sezdirmeden kazar. Avcıların leyleği yakalayıp, bacaklarını kesip saldıklarında "konunca anlarsın" dedikleri gibi.
O dönemleri yaşamış Aydın isminde bir beyin yazısı dikkat çekici:
"Bu dünyadan kimler gelip geçmediki? Ne ağalar, ne beyler, ne paşalar, ne diktatörler, ne güzeller, ne pehlivanlar, yaşaığı dönemi kendisiyle özdeşleştirenler... Bugün hangisini hatırlarız?
Milletlerin kaderine yön veren insanlar ve olaylar vardır. Türkler; "Anadolu Coğrafyasını" Hoca Ahmet Yesevi ile tanımış; kefenlik beyaz elbise giyip şehit olmayı göze alan Alpaslan'la "vatan" kılmış; Dünyayı bir padişaha az, iki padişaha çok gören Yavuz Sultan Selim'in, Çaldıran Savaşı öncesinde gördüğü gevşekliğe karşı "karısı ile oturmak isteyenler kalsın, merd olanlar beni takip etsin" diyerek tek başına atını sürmesi, Sina çölünü geçerken yayan yürümemesini söyleyenlere karşı "önde Resulullah yürürken, ben ata binmem" diye cevap vermesi Hilafetin kapısını almış; Kanuni Sultan Süleyman'ın çevresinin tesirinde kalıp, Şehzade Mustafa'yı katli ile de imparatorluk duraklama dönemine girmiştir. Padişahın, Yeniçeri ocağına ip cambazlarını kabulü ile ordu bozulmuş. Abdülhamit Han'ın politik manevraları ile Avrupa 30 sene kendi problemleri ile uğraştırılmış. Mustafa Kemal'in "ordular ilk hedefiniz Akdenizdir..." sözü ile yeni bir devletin temelleri atılmış.
"Biz baltalar elimizde, uzun ip belimizde
Biz gideriz ormana
Edirne'den Van'a
Vermem ondan bir kara"
Şiirleri ile büyümüş, ilk okul sabahları süt tozu içirilmiş bir nesil olarak üniversiteye geldiğimizde, renklerin flulaştığı bir ortama girdik. Hepimiz Anadolu'nun geçim sıkıntısı ile büyümüş fakir aile çocuklarıydık. Tarih bilgimiz yoktu. Uluslararası politik manevralardan habersiz, olayları tahlil ve ona göre tavır alma melekesi olmayan "Vatan-Millet-Sakarya" diyen herkesi kucaklayacak kadar masumduk. Karşılaştığımız tezgahlar ve bağlantılar bizi hayal kırıklığına uğratıyor, kendimize olan güvenimizi kaybediyorduk. Her taşın altında, her olayın ardında birilerini arar olmuştuk.
Bu hengameli ortam içinde Ankara'dan genç bir isimden bahsedilmeye başlandı: Abdullah Çatlı. Onun şahsında artık provakasyonlara alet olmuyor, çıkış yeri belli olmayan emirlerle karşılaşmıyorduk. Anadolu Coğrafyasında son 400 yılın en güçlü ve istikbal vaad eden organizasyonu Abdullah Çatlı ile kimlik ve şahsiyet buluyor, daha önce atlama taşı olarak düşünülen teşkilat kimliğini buluyordu. "Reis" kelimesine farklı bir anlam yüklenmişti. Hala o anlamın ekmeğini yiyenler var." diye anlatıyor.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com