| ANKARA ÜLKÜ OCAKLARI BAŞKANI ABDULLAH ÇATLI Catlı'nın Nevşehir'deki günleri artık geride kalmıştı. Nevşehir Lisesfnde ki ufak heyecanlarla, Başkent Ankara'nın kargaşası arasında dağlar kadar fark vardı. Abdullah Çatlı mühim kararların alındığı kentin tezathklarına bazıları gibi ayak uydurmak zorunda mıydı, yoksa burası için her nedense geciktirilmiş olan soluğu, saf kalmayı başaran ülküdaşları için aldırmayı başaracak mıydı? Çatlı belli bir "araç" mıydı, yoksa O bunları "gizlilik ilkesi" adı altında "emanete ihanet" edenleri ağır bir sorguya mı çekecekti? Çatlı, "sürüden ayrılmazlar" gibi bir görüntü adamı mı, yoksa liderlik vasıflarını taşıyan biri mi olacaktı?
Abdullah Çatlı'nın kişisel özellikleri üniversite içinde ün toplamıştı. Hatta bu ünü okul dışına sıçramış, boynundan aşağı sarkıttığı kaşkolü ve düzgün fiziğiyle "beklenen" bu yakışıklı adamı herkes tanır, imrenir olmuştu, istem dışı olsa da buralarda göze carpah henüz birkaç ay olmuştu ki Çatlı, Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde Yönetim Kurulu Üyesi seçildi. Gerisinde hızla çoğalan kitle ise O'nu daha mühim mevkilerde hizmet verirken görmek istiyorlardı.
Çok geçmeden O, Maraşlı Şahin Yıldırım'dan meşaleyi devir alıp, Kasım 1977 tarihinde Ankara Ülkü Ocakları Başkanlığına geldi. Ankara Ülkü Ocakları ikinci Başkanı Hüseyin Demirel, Yozgat Yurdu'nda kaldığından Başkan Çatlı Site Yurdu'nu tercih etmişti.
Ankara sokaklarında ise kan gövdeyi götürüyordu...Başkan daha görevinin ilk günlerinde Latif ismindeki arkadaşına:
"Gündem yine karıştı. Bizimkilerle toplantı yapalım gar-daş." dedi.
Başkanın toplantıda unutulmayan sözleri ise aynen şöyleydi:
"Biz buraya ne can aldırmaya, almaya; ne de can verip verdirmeye geldik. Bu ilkel ve dar zihniyetle hiçbir yere varılmadığını umarım herkes anlamıştır artık. Emir verip, emri uygulatanların oyununa gelinmemesi ve davamıza leke sürülmemesi gereken mühim bir süreçten geçmekteyiz. Bunun için her ne pahasına olursa olsun şahsi mücadelemizde yılmayacağınıza dair şeref sözü verelim. Ben, yemin ediyorum. Ant içiyorum."
Nevşehir'de henüz çocuk yaştayken gönül verdiği ancak "Ankara'daki bir kişinin asılsız ölüm haberiyle" art niyetli zihniyetleri çözüp, sistemin O'nda hayal kırıklığı uğratmasıyla gönlünü dargın ettiği fanatik ülkücü harekete inat, genç Çatlı kendince bir arkadaş grubu kuracaktı. Yıllar öncesinden düzeltmeye söz verdiği çarpıklığa artık kendisi bir yön verebilecekti. Başkan harekete geçti ve özel bir teşkilat kurdu. Teşkilat sayesinde asılsız haberlerin önüne geçilecek, Türkiye'nin dört bir köşesinden Ankara'ya okumak amacıyla gelen ülkücüler bir çatı altında toplanacak, şahsi sorunları Ankara Ülkü Ocağının büyüteci altında tutulacak, yapılması gereken yenilikler ve uygulamaya geçirilemeyen projeler Çatlı teşkilatıyla artık hayata geçirilebilecekti. Çünkü bu yapılanmaya acilen ihtiyaç vardı. Kitle bunun farkındavdı.
BAŞKANIN TEŞKiLAT!
R., ve Üzeyir - Abidin Paşa bölge sorumluları M. ve Latif - Kurtuluş bölge şefleri N. ve E. - Içaydmlık bölge şefleri Mahmut - Emek bölgesi sorumlusu
G. D. Zeki Yurt bölgesi şefi. Ayrıca bu bölge Başkan Çatli'nin sorumluluğu da altındaydı.
Başkan, yapmış olduğu bu etkin ve yenilikçi teşkilatlanmayla yurt çapında ismini duyuruyor, ülküdaşlarmca takdirle karşılanıyordu. Ancak Başkan'ın edinmiş olduğu bu saygınlık "bazılarını" iyice rahatsız etmişti: "Ya bugünün Abdullah Çatlı'sı, yarın daha yüksek yerlere gelirse..." diye hasetçe düşünenler vardı. Bizim oralarda ne yazık ki arsız olanlar da vardı. Başkan sırayla lekelenip, saf dışı edilmeliydi. Artık O, listedeki durdurulması gereken bir numaralı adamdı! Çatlı kıskanılmıştı. Çünkü daha önce ki yapılanmalar bu kadar ses ve başarı getirmemişti. Çatlı'yı kıskanan büyük başlar, O'nun kadar mütevazı ve içten olamadıklarından peşlerinde sürükledikleri insan potansiyeli hem düşük hem de Çatlı'mn elde ettikleri kadar bağlı değillerdi. Artık Çatlı'mn ünü, Ankara'da olduğu gibi yavaş yavaş bütün yurda yayılmaktaydı. Çoğu ülkücü bu cesur, atik ve içten genç adamdan övgüyle bahseder olmuştu.
MHP Genel Başkanı Başbuğ Alpaslan Türkeş'in, bu kargaşaya çekilmesi, Çath'ya göre yanlış olacağı için O, bu sıkıntısının üstesinden kendi imkanlarıyla gelmeye çalışacaktı. Bu da genç Başkan'ın, Başbuğ Alpaslan Türkeş'e karşı beslediği saygı ve sevginin bir göstergesiydi.
Abdullah Çatlıların ülkücülüğü günümüzde isimleri hasbel kader "ülkücü baba" diye anılan bazı kişilerin aldıkları yola tenezzül etmez. Çatlı'mn vatan anlayışını, 1933'ün Nisan ayındaki Türk'ü derinden üzen Razgrad olayı gibi hadiselerle örnekleyebiliriz; Bulgaristan'daki Türk mezarlığı Bulgarlar tarafından ateşe verilip ölülerimizin kemiklerini etrafa dağıtmışlardı. Bunun üzerine MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) Maçka'daki Bulgar Konsolosluğu'na giderek anlamlı bir hitabe okumuşlardı: "Bulgarlara yıllarca insanlık ve medeniyet dersi öğretemediysek kabahat bizim değil, kendi kafasızlıkları ve kabiliyetsizlikleri yüzündendir. Biz ölülere hakaret değil hürmet ederiz" diyerek istanbul'daki Bulgar mezarlığına, onlara asla unutamayacakları bir insanlık dersi vermek üzere çıkmışlardı. Milliyetçiliğin gerçek yüzü orada da kendini göstermiş, bizim eski büyüklerimiz Bulgar mezarlığına çiçekler bırakarak, çok üzgün vaziyette sessizce dağılmışlardı.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|