ARKADAŞLARININ DİLİNDEN.

Aşağıdaki yazının sahibi Hasan Dağaslan, Abdullah Çatlı'mn Nevşehir'deki arkadaşlarındandı. Çatlı'nm kaçak yılları başladığında, kendisi Çatlı'nm bir kimliğe ihtiyacı olduğunu anlayınca kendi kimliğini vermişti. Ancak bu, ileride onun aleyhine işleyecekti. Dağaslan, ihtilal zamanında tutuklu kaldığı müddet boyunca, ağır sorgulamalar ve kötü muamelelerden geçecekti.
"Abdullah ağabey, Nevşehir'deki sağ-sol tartışmalarına karşı çıkan bir ağabeydi. Fevri davranan arkadaşlara, ülkümüzü kavgasız kurtaracağız isteklerinde bulunurdu. Millet, vatan gibi değerlerin alın teri göz nuru ve maalesef canlar kurban edilerek günümüze kadar ulaştığını, bizlerin de bunları bir namus, bir dava, bir miras olarak benimsememiz gerektiğini söylerdi. Kendisi okuyup, araştırmayı seven, aydın bir kişiydi. Ona karşı hepimizin büyük saygısı vardı. Arkadaşların sorunlarının üzerine sanki kendisininmiş gibi titrerdi. Kollayan, koruyan, sahip çıkan biriydi. Arkadaş ortamında onu Türkmen Beylerine benzetirdik. Milli duyguları son derece hassastı."
Hasan Dağaslan

"Yıl 1974. Gündem, Kıbrıs çıkartmasıyla çalkalanıyordu. Abdullah eniştemin yüreği içine sığmadığından, "Keşke ben de asker olsaydım" sözüyle sanki kendini buna mecbur hissediyordu.
O hiçbir zaman diğerleri gibi çevresindekilere fikirlerini bir baskı unsuru olarak empoze etmedi. Bu nedenle, Ocakla arasında bazen tartışmalar çıkardı. Çünkü bazılarına göre, hareketimiz adına kavga şarttı. Abdullah Çatlı'ya göre ise güzel-çirkin, iyi-kötü, doğru-eğri mantıkla ayırt edilirdi. Bunu başarabilmek içinde geniş bir birikime gereksinim var diye düşünürdü. Dünya her ne kadar tezatlıklar üzerine inşaa edilmiş olsa da, fikirler kavgayla değiştirilemez ama tartışılabilir derdi.
Abdullah Çatlı'yı tanımadığını söyleyen, fakat o dönemlerde tanıyan ANAP Genel Başkan Yardımcısı Abdulkadir Baş, 70'li yıllarda bizlerin davasını ücretsiz savunan iyi bir avukat, aynı zamanda MHP ilçe başkanlığını yürüten güçlü biriydi. Abdullah eniştemin telefonu üzerine yardımıma koşmuş, sol görüşlü bir polisin şahsıma açmış olduğu davayı avukatım olarak savunacaktı. Polisin oğlu sağcı oluşuma kin gütmüş, okul çıkışında beni ağır biçimde bıçaklamıştı. Beni bıçaklayan kişinin babası polis olduğundan çekinmiş ve onu kimseye şikayet etmemiştim. Ancak daha sonra babası bu olayın zanlısı olarak ismimi ihbar etmiş, oğlunada bir kaç haftalık düzmece rapor hazırlatmıştı, işin komiği de zaten buradaydı. Davalı olmam gereken yerde ben sanık sandalyesindeydim. Oysa ki bıçaklanan bendim. Sorgu esnasında, solcu polis Adana'dan Antep'ten adamlar getirtip beni temizleyeceği doğrultusunda tehditler savuruyordu. Tam o sırada Abdullah eniştem ivedi bir şekilde yardımıma yetişmiş, kendinden emin bir sesle bana dönerek;
"Senin kabahatin yok, nasıl geldilerse öyle gitmesini de bilirler" demişti. Ardından yumruğunu polisin masasına sertçe vurup: "Bu ülkenin senin gibilere tahammülü yok! Haddini bil." diyerek, beni de yanına alıp oradan çıkmıştık.
Atılmış olduğum okula beni tekrar aldırtmış, yetimliğimi hissettirmemişti. Zaten benim gibi nicelerine emeği geçmişti ama ne acıdır ki bazıları onu tanımaz oldu. O dönemlerin sahte ahde vefacıları, büründükleri maskeyi bugün çıkardılar. Ölümüzün üstüne siyaset yaparak, halkın temiz duygularım kullanıp oy alma gayesindeler. Ancak aydın kitlenin desteğini kaybetmiş durumdalar. Abdullah Çatlı, geride bırakılmış olduğu nice güzelliklerle hepimizin gönlünde taht kuran'21. Yüzyılın Kürşat'ıdır.
Onun tabiriyle; "Artık herkes haddini bilsin."
Nihat Aydoğan

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com