| HAZIR OL CENGE,
EĞER İSTERSEN SULH Ü SALAH
Namık Kemal Memleket sorunu, her vatan evladının baş davasıdır. Memleketi sevmek, savunmak için politikacı, savcı, polis olma şartı olmayacağını herkes bilir. Bu davaya gönül vermenin birinci şartı vicdan sahibi olmaktır. Bu nedenle aslında her birimiz öyle ya da böyle, memleket davasının içinde yer alırız.
ister sağ ister sol eğilimli olsun bu dava adına ortaya canını koyabilecek olanlarla, Türkiye bütünlüğünde her türlü art niyeti besleyenlerin bir öyküsü vardır: Elini veren kolunu kaptırır. O kolun sağı solu fazla önemsenmez.
Abdullah Çatlı henüz doğmamıştı ancak niceleri, Millet Meclisine kadar uzanmış Türklük kavramlarının tartışıldığı yılları yaşıyordu:
"Biz Türk'üz, Türkçü'yüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar, bir vicdan ve kültür meselesidir." diyen Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Büyük Millet Meclisi'nde yapmış olduğu konuşmada, Atatürk zamanında mahkum edilen aşırı sol görüşlü kişilerin, ismet inönü devrinde tekrar vazifeye alınıp mühim mevzularda itibar görmelerini ve bu durumdan Türk halkının derinden yaralandığını vurgulamak üzere mevzu ettiğini belirtiyordu. Bunun üzerine Orhun Mecmuası'nın sahibi Nihal Atsız, "Başvekil Saraçoğlu Şükrü'ye açık mektuplar" dizisini, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu, halka duyurmak amacıyla kaleme aldığını söylüyordu. Kendisi aşırı solun ayak seslerinden rahatsız olmuştu. Atsız, başlatmış olduğu bu fikir mücadelesi sonucunda, söz konusu akıma sempati duyan Sabahattin Ali'nin şahsına açmış olduğu davadan dolayı da yargıya intikal ettirilmişti. Milliyetçilerin mahkemeye akın ettiği günde (26 Nisan 1944) heyet, salona ancak camlardan girebilmişti... Sabahattin Ali (davacı): "Bana vatan haini dedi." Nihal Atsız (davalı): "Bir vatansever olarak Türkiye'nin uçuruma sürüklendiğini görüyorum. Komünistler ve memleketi batırmak isteyenler birbirine destek vererek en yüksek mevkilere çıkarılırken memleket severler, her türlü darbe ile saf dışı ediliyor. Ben Saraçoğlu'na gazetemde yayımladığım mektubumda, bu hususun önemini hatırlatmak istedim."
Davanın neticesi Atsız'ı suçsuz bulurken, Sabahattin Ali'yi on dört aya mahkum etmişti. Sonra çark döndü ve gizli cemiyet kurmaktan, nizam düşmanlığı yapmaktan, hükümeti devirmek gibi isnatlarından Atsız başta olmak üzere onunla has-bel kader, alakası bulunanlar Irkçılk-Turancilik suçlamasıyla yargılanmaya alındılar.
Mahkeme zabıtlarında sanıklardan unutulamayan sözler de vardı:
Nihal Atsız: "Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı kimse bana vatan haini diyemez. Kimin hain, kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile."
Alparslan Türkeş: "Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanımı severim, isnat edilen suçları şiddetle reddederim."
Orhan Saik Gökyay: "Gerçi tarih böyle bir hareketin müdafaasına lüzum hasıl olduğuna hayret edecektir fakat ne yapalım? 20 yıla sığdırdığımız 20 asırlık inkılaplardan dolayı hayrette kalan tarih, varsın biraz daha sasırsın."
Tarih 3 Eylül 1946'ya geldiğinde, Türk tarihine ithafen ilk defa Ergenekon adı verilen bir bayram kutlandı. Bir yıl sonra ise Irkçılik-Turancılik davasından hüküm giyenler beraat etti. Sanıkların da belirttiği üzere tarih hayrette kalmıştı.Yine aynı yıllarda, Millet Meclisinde farklı kıpırdanmalar yaşanıyordu. 29 Ekim 1923'de ilan edilen Cumhuriyet, uzun müddet siyasetini tek parti olarak devam ettirmişti. Bu durum CHP'de bulunan Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koral-tan ve Fuat Köprülü'nün, parti tüzüğünde değişiklik yapılmasını, rejimin demokratikleştirilmesini isteyince parti içinde karışıklık çıkmasına ve "dörtlü takrir" adını alan, Bayar ve arkadaşlarının partisinden ayrılarak, 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti'yi kurmalarıyla değişti. Ardından, ilk kez uygulamaya getirilen tek dereceli seçimlerle (doğrudan halk tarafından) CHP 395, DP 66 ve Bağımsızlar 4 milletvekili alarak seçimler sonuçlanmıştı. 1950 seçimlerinde ise, henüz dört yaşında ki DP 408 milletvekili ile CHP'yi 69 milletvekili sayısında bırakarak iktidarı ele geçirdi. Hükümet başa geçtikten iki hafta sonra aşırı sola karşı tedbir alınacağını açıkladı.
Başbakan Adnan Menderes kürsüde: "Millete mal olmuş inkılaplarımızın korunması, memleketi içinden yıkıcı aşırı sol cereyanları kökünden temizlemek için icap eden kanuni tedbirler alınacaktır. Fikir ve vicdan hürriyeti perdesi altında bütün hürriyetleri Kin ve Ateşle yok etmekten başka bir maksat gütmeyen bu ajanları adalet pençesine çarptırmak için icap eden kıstasları vuzuh ve katiyetle tespit etmek zaruretine inanıyoruz. Komünizm evvelce de söylediğim gibi iktisadi, içtiami ve siyasi bir mezhep olmaktan çıkmış, her memlekette dış kuvvetlerin bir aleti, istila öncüsü ve imkan bulduğu nispette yer yer dış kuvvetlerin casusları haline gelmiştir. Bu vatan hıyanetinden başka bir şey değildir. Bizde komünist partisi kurulamaz. Çünkü topun ağzındayız. Çünkü şimalden gelen ve en sükunetli zamanlarda dahi mevcut olan tehlikeye karşı korunmak için her Türk ailesinden can vermiş olanlar vardır. Biz hükümet programımızda bildirmiş olduğumuz gibi komünistlikle memleket hayrına yaptığımız ciddi mücadeleler neticeler vermiştir, iktidara geldiğimiz zaman da bir sürü komünist gazeteler çıkıyordu. Yeni iktidarın vaziyete hakim olamayacağını düşünerek işi azılmışlardı. Kanunlara yeni hükümler koyduk, hakimlerimize yeni kıstaslar verdik. O günden bugüne hepsi avucumuzun içindedir."
Memlekette ihtilal kıpırdanmaları, kendini hissettirir olmuştu, iddialara göre CHP ihtilal öncesi halkın nabzını yükselterek DP'nin görevini yerine getirmediği kanaatiyle bursunu temin ettikleri bin öğrenciye okullar tatil olmasına rağmen "Gitmeyin, Ankara'da kalın" ya da "Gitmeyin, gösterileri sürdürün" diyordu. Aslında Adnan Menderes yanılmıştı. O dönemlerde topun ağzındaki önce DP idi. Öğrenci eylemleri şiddetli geçiyor, büyülü değneği olmayan DP bu hususta başarı sağlayamıyordu. ihtilal hızla geliyordu.
Abdullah Çatlı, henüz dört yaşındayken ihtilal koptu. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar devreden çıkarılmış, yerine Orgeneral Cemal Gürsel getirilmişti. DP'ye kayıtlı olan Cemal Özbey partisine dava açınca memleket iyiden iyiye karanlığa gömüldü. 14 Ekim 1960'da başlayan Yassıada Davaları, tüm DP milletvekillerini göz altına almıştı, iktidarda olduğu dönemlerde (1950-1960) enflasyonu gelişmiş ülkelerdeki gibi %5'lerde sabitleştiren DP, "Köpek Davası" "Barbara Davası" gibi isnatlardan dolayı, başta Başbakan Adnan Menderes olmak üzere, vekilleri idam cezaları kapıda bekliyordu. Her şey hızla değişiyordu. Mustafa Kemal Atatürk'ün öngördüğü "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, inkılapçı, halkçı ve devletçidir" şeklindeki anayasanın ikinci Maddesi yeni anayasa ile "Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik, hürriyetçi ve sosyal bir devlettir" şeklini almıştı. Üstelik ihtilali gerçekleştiren, 38 kişilik Milli Birlik Komitesi mensuplarından 14 kişi, demokrasi ve hukuk ortamının sağlanmasını istedikleri ve DP'lilerin asılmalarına karşı oldukları için önce kurşuna dizilmek istenmiş, daha sonra her biri farklı yerlere sürgüne gönderilerek gözdağı verilmek istenmişti. Ne acıdır ki Yassıada Davalarının sonucunda, dönemin DP kadrosunda Başbakanımız Adnan Menderes, Dışişleri Bakanımız Fatih Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanımız Hasan Polatkan göz göre göre asıldılar.Dönemin Dışişleri Bakanı Selim Sarper'in sözlerine bakılırsa; "ismet Paşa oturduğu yerde hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünür ama hani halk arasında bir deyim vardır; kafasında kırk tilki gezer, kırkının da kuyruğu birbirine değmez, işte ismet Paşa da böyledir. Dikkatli olun" şeklindeydi.
Dikkat ederseniz, hangi ülke düzeltemeyeceği iç ve dış sorunlarla karşılaşırsa, bu düzensizliği örtbas edip ya anlaşmazlığı olan ülkelerle savaş rüzgarları estirecektir, ya da anlam kargaşası oluşturup halkı oyalayacaktır. Hipnotize edilen halk hükümetlerin iktidarsızlığı yerine muhtemelen başka düşünceler besleyecektir. Ancak bu vakalar yangın söndürmeye benzemez! Canlamlması istenildiğinde tekrar hortlar. Bu nedenle sadece tarihin değil, dünün de sentezini çıkartmak lazım.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "fikirler cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez-"
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|