GAZETECİ CAN DÜNDAR'LA SUSURLUK YARGIÇLARI ÜZERiNE

Bir polis dergisinde...

"Susurluk suskunluğa gömülmesin diyorsunuz. Basında, medyada Susurluk konusu tartışılsın, bu işin içyüzü ortaya çıkarılsın deniyor. Bu herkesin paylaştığı bir görüş. Fakat bazı kesimlerin Susurluk'u kullanarak kendi menfaatleri için, toplumu yanlış bilgilendirmesi söz konusu değil mi?"
Can Dündar: "Evet, böyle bir eğilim var. Biliyorsunuz; Osmanlı zamanında mahallede bir hırsız yakalanınca bütün suçları onun üzerine yıkıp, onu da sen soydun, bunu da sen soydun, iki dayaktan sonra adamı bütün mahalleyi soyan adam durumuna getirirlermiş. Biraz öyle bir tablo oluştu. O kaçınılmaz, işte orada zaten hukuka önemli rol düşüyor. Yani burada gerçek suçluyu masum olandan ayırmak kıstası önemli. Burada medya belki hak etmediği bir pozisyonda kendini buluyordu. Birden olayın hem savcısı, hem yargıcı pozisyonuna girdi. Medyanın böyle bir misyonu yok. Medya, olayı sadece doğrularıyla yansıtmakla ve yazmakla görevlidir. Suçluyu suçsuzdan ayıracak olan yargıçlardır. Ama maalesef bizzat savcıların, yargıçların söylediği; ülkede yargı bağımsız değil. Onun için insanların yargıya güveni kaybolmuş durumda, buna karşın medyada bir güven payı var. Dolayısıyla böyle çarpık bir tablo çıkıyor ortaya. Hepimizin zaten ortak isteği taşların yerli yerine oturması. Basının haşinliğim, yargıcın yargıçlığını bilmesi."
Bir kesim, Çatlı gerçeğini bir kenara atıp, aslı olmayanla uğraşarak, taklit ve tapon bilgi üretti. Bu nedenle, Çatlı hakkındaki olumsuz karalama kampanyaları adeta bir yalan rüz¬garına dönüştü.
ZE adlı bir araştırma kuruluşunun yaptığı bir ankete göre,
Çatlı'nın halkın değerlendirmesiyle yeri, şimdilik tatminkardı:
Tanımlama................................................................. %
Cadı vatanseverdir......................................................%20.2
Cadı devlet adına çalışmıştır........................................%51.2
Çatlı Milli istihbarat Teşkilatına çalışmıştır....................%16.3
Cadı Devlet içindeki çetenin ileri gelenidir.....................%17.2
Mecliste ise başka bir fırtına esiyordu. Çatlı'nın hayaleti meclis mensuplarını tedirgin etmişti. Bir şeylerin ortaya çıkmasından çekinenler çoğunluktaydı. Merkez sağda eski hesaplaşmalar, vefa borcu ödenmeden kapanan dosyalar ülkücü camiayı karıştırmıştı:
Çatlı, ANAP ve Mesut Yılmaz;
"El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır."
Susurluk'tan sonra Çatlı gerçeği ile Çatlı yanıltması arasında mekik dokuyan ANAP'hlar, partinin kurucusu olan merhum Turgut Özal'la farklı bir politika izler olmuşlardı. ANAP'ta bulunan eski ülkücü milletvekillerine göre Yılmaz'ın, Cadı hakkında dikkatli bir politika izlemesi, ülkücülerle olan diyalogların zedelenmemesi bakımından uygundu. Diğer milletvekilleri ise Çatlı üzerinde "çete" imajı yaratıp, bunu slogan haline getirmenin, oy kazandırabileceğini iddia ediyorlardı. Neticede Yılmaz: "Eğer çeteleri bitirmezsem bu koltuk bana haram olsun" şıkkını seçmiş, büyüteç altında çetelere karşı (!) savaş açtığını beyan etmişti. Ancak halk çok şey vaad edip unutanları, sandıkda unutmaya karar vermişti. Nitekim Yılmaz, 99 seçimlerinden sonra zorla da olsa koltuğun kenarında kendine küçücük bir yer bulabildi.
Aslında meclis içindeki Çatlı'yı mevzuu etmem, O'nun politikadaki diyaloglarını vurgulamak ve altını çizmek için kasti olarak ele aldığım bir konu değil. Kanımca Çatlı'nın bu yönü artık ne tanık kişilerin ifadesine, ne de söz konusu muhataplarının onaylanmasına bakan bir olgudur. Zaten bizim uzun zamandır izlediğimiz bir politikada bunu onaylıyor: Esas ola¬rak Çatlı'yı tanımayanları artık biz de tanımıyoruz.
Oral Çelik, Çatlı-Yılmaz ilişkisine değiniyordu: "Mesut Yılmaz 1984'ten beri hükümetteydi. Dışişleri Bakani'iken isviçre'ye geldi. Abdullah Çatlı ile görüştü, isviçre'ye nota bile verdi. Çatlı bu görüşme sırasında Ankara'daki bir kumarhaneye telefon etti. Yılmaz'm tüm borçlarını sildirtti. Mesut Yılmaz nasıl tanımazmış Çatlı'yı? Biz çok iyi biliyoruz neler olduğu-
nu.
Kurulan Susurluk komisyonuna bilgi veren ANAP Trabzon milletvekili Eyüp Aşık ise "ABD, 1950'li yıllarda komünizme karşı Türkiye'de dahil olmak üzere bir çok ülkede örgüt kurmuştur. Bu örgüt önce gerçekten komünizme karşı mücadele verdi. 1980 sonrasında bu mücadele PKK ve şeriatçı kesime yönelik olarak yapıldı. Bu işlerde sadece ülkücüler değil, solcularda kullanılmıştır." deyince Aşık'a tavır alıp, kulağına sus-urluk diyen oldu.
Ardından Haluk Kırcı, ANAP konusuna değindi: "Mesut Yılmaz'm ekibinin içerisinde birçok milletvekili Çatlı'yı tanır, sever ve önünde düğmesini iliklerdi. Çatlı hayatını kaybettiği kazadan bir süre önce Kemal Yazıcıoğlu tarafından düzenlenen bir operasyonla yakalanmak istendi. Ancak son dakikada bu operasyon gerçekleşmedi. Neden? Niçin? Zaten bilmiyordu. Bakın Abdullah Çatlı hep susmuştur. Hiç kimseden bir tek menfaat beklemeden susmuştur. Bütün her şeyi bilmesine rağmen, bugün zirvede olan tüm liderlerle bu konuların ilişkileri üzerine bilgi sahibi olmasına rağmen susmuştur. Söylenenin aksine lüksten uzak normal bir yaşam sürdürüyordu. Çatlı şahsi menfaatler için hiçbir şey yapmamıştır. Bir keresinde ona biz kendimizi riske attığımız kadar bu işleri para pul için yapsaydık, şimdi trilyoner olurduk dedim. Bana döndü aç mısın çıplak mısın neyin peşindesin dedi. Elli tane Haluk Kırcı olsa Abdullah Çatlı'nın yerine geçmez. Geçmişte bize silah sıkan insanlar bile onun bizim hareketimiz içerisinde efsane olduğunu bilirler." diyordu.
Eski ülkücülerden Abdullah Kederoğlu'da, Çatlı'nın ANAP kongresinde Yıldırım Akbulut'tan desteğini çekerek Mesut Yılmaz'ı desteklenıesiyle onun kazandığını açıklıyordu.
Özel timci Ayhan Çarkın'ın komisyonda verdiği ifadede ise; "Bizim çok iyi ilişkimiz vardı. Ben seviyordum bu insanı, bir dost ilişkisi. Vatanı, milletini severdi. Adam gibi adamdı yani. Kariyer sahibi, düzgün, tertemiz bir insan... Bu insanı ben seviyordum, bunu inkar etmiyordum. Abdullah Çatlı olduğunu öğrendim yine seviyorum. Bu insan 18 sene toplum içinde rahat rahat gezen bir insan... Şimdi ben yorumlarımı yapabiliyorum, Susurluk'a kadar ben Türkiye'de ne olduğunu anlayamadım. Ben onun Abdullah Çatlı olduğunu bilseydim, Abdullah Çatlı olarak bu insanla görüşürdüm. O dostluğu kurardım ben onunla. Kaldı ki bu insan üç tane polise mi Abdullah Çatlı olduğunu söyleyecek lütfen... Ankara'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne benim gözümün önünde bu insan girdi. Daha açıkçasını söyleyeyim ki, bu insan Anavatan Partisinin Balgat'ta ki binasına iki defa girdi... Ben Özbay'ın, Çatlı olduğunu öğrenseydim bile ona elimden ne geliyorsa yapardım. Gereken kolaylığı da gösterirdim. Olay bu!" diyordu.
Çarkın, ANAP milletvekilleri Agah Oktay Güner ve Susurluk kazasında Abdullah Çatlı adım ilk telaffuz edenlerden Yaşar Okuyan'm, kendilerini (timcileri) Almanya'ya Mesut Yılmaz'ın kardeşinin yanına gönderme teklifini, dolaylı yollardan ilettiklerini de ekliyordu. Çünkü Çarkın'a göre; "Ifademizden rahatsız olmadılar efendim. Onların rahatsız olduğu konu gayet basittir, Abdullah Çatlı!"
Çarkın, Çatlı'nın Necdet Menzir'le görüştüğünü, Ankara ve istanbul Emniyet binalarıyla, TBMM'ye girip çıktığına da değiniyor ve ekliyordu; "Meclise arkadaşlarını ziyarete giderdi. Benim yeğenimin bir işi oldu, devlet dairesine girmesi için. Özbay en azından yirmi adamı aradı. Bunun içinde paşası da var, milletvekili de var, bakanı da var, susu da var, busu da var. Ben bunları söylemeyeyim, o adamlar çıkıp söylesin. Allah aşkına Abdullah Çatlı ölmüş bir insan, ölmüş. Onun arkasından bile... ben seviyorum, Abdullah Çatlı olduğunu bilseydim, eğer ben onun için bedel ödeyeceğimi bilseydim, ölümüne kadar da bedel... O benim dostumdu, ama bu insanın arkasından alkış tutabilecek kadar küçüldüler... Türkiye'de oyunlar oynanıyor, birileri düğmeye bastı Allah'ınızı severseniz."
Çatlı, DYP ve Tansu Çiller;
"Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa, Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır." Tevfik Fikret
"Bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyende bizim için kahramandır" diye konuya giren DYP lideri Tansu Çiller'in üç amacı vardı. Özellikle iç Anadolu kentlerinde, çoğunluğu oluşturan ülkücülere sahip çıkıp, güven verecek ve oy toplayacaktı. Abdullah Çath'da, bir iç Anadolu kenti olan Nevşehir'de doğmuştu. Gerçek bir Türkmen Beyi idi. Bu sahiplenmede onu dürüst bulan da oldu, bulmayan da.
Bir gruba göre ise Tansu Çiller, yani bir başka değişle Susurluk'ta kaza yapan araçta bulunan DYP milletvekili Sedat Bucak'ın parti lideri, Çatlı'ya sahip çıkmak zorundaydı. Bu konu hakkında daha fazla bilgisi ve belgesi olanlar "ya sahip çıkarsın ya da ha" mı demişlerdi? Tansu Çiller'in aynı zamanda, MHP ve ANAP içindeki ülkücüleri de karşı karşıya getirmek istediği söyleniyordu. Tansu Çiller, bu tutumuyla diğerlerine nazaran daha şeffaf bir politika izleyerek cesur çıkışlar yapmıştı.
Söz siyasetten açılmışken, babamın gerisinde bıraktığı politikacı dostlan, yani bir dönemler Çatlı için ölümüne kadar hazır olanlar, vatanın kutsallığından bahsedenler ve bu uğurda -onlann deyimiyle- kahraman Reis'e saygıda kusur etmeyenlerden birinin gerçek yüzünü, isim vermeden başımızdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum:

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com