| ÇATLI'NIN ARDINDAN
Babamın vefatının ardından ailemizi ve dostlarımızı, zorlu bir mücadele bekliyordu. Hayatımızın bu kesiti, son derece hassas konular içerdiği için buna mümkün mertebe değinmemeye itina göstereceğim. Bizim evimizdeki "Susurluk" ile evimizin dışındaki "Susurluk olayı" son derece farklıydı. Neredeyse her gün, her kanalda babamla ilgili haberlere rastlıyorduk. Bazılarına göre kamyon şoförü masumdu, bazılarına göre ise 3 Kasım suikastı için eğitilmiş biriydi. Öyle ki Susurluk olayını ortaya çıkardığı iddiasıyla, onu kahraman ilan eden bile olmuştu. Şarkılar yazıldı, reklamlar yapıldı, alkışlar tutuldu... Birileri adeta düğmeye basmıştı.
Günümüzün malum medyasını, ilk etapta suçlayamam ancak hatalarla dolu yanlış ödev sundukları gerekçesiyle eleştirebilirim. Benim gördüğüm kadarıyla, medya üç kesime ayrılmıştı:
Birinci grup; Çatlı'nın methini 70'lerde "efsaneleşen Başkan" diye bilen, O'nun vatanperverliğine'inanan, fırsat buldukça savunan, doğrulan bilgilerinin yettiği, dillerinin döndüğü kadarıyla aktaran ve manevi değerlere önem vermekte direnen gruptu. Ancak bunun içinde de bölünmeler mevcuttu. Bazılarına göre ülkücülük bir ahde vefa hareketiydi ve Çatlı, ahde vefası ile tanınan bir başkandı. Bu nedenle Çatlı'nın itibarını korumak adeta bir misyon haline gelmişti.
Bazılarına göre ise ülkücülük iktidara yürüyordu, bu nedenle geçmiş geçmişte kalmıştı. Bundan sonra önemli olan politik kulvarda alınacak mesafe, sahip olunacak makamlar.
mevkiler, statüler, yetkiler ve daha da acısı ''ihaleler" çok daha önemli bir hale gelmişti. Zira bunları, yeni oluşumun zedeleyebileceği korkusu sarmış ve Çatit yi tanımaz olmuşlardı. Oysa ki Çatli, ülkücü hareketin tartışmasız efsane şahsiyetlerinden biriydi.
Kahramanmaraş olaylarında bulunmuş biri ile internete ilginç bir yazışına yaptık. Konu, 80'leri unutan, bu günün dava prensleri uzeriydı, bu beye göre, Çatlının davaya hizmetlerinin dokunmuş olması, az sayıda olsa da bazı eski ülkücülerin hoşuna gitmeyen bir gerçeki. Zira bunlar, daima ayın çevre içerisinde olup. gelişen değerlen hep aynı çizgide gördükleri için başarılı olanı çekemeımş ve kıskançlık dürtülerini bastiramamis kişiler olarak. Çatli gerçeğini saklamak amacıyla basın organlarına yanlış haberler vermekteydiler. Bu kişiye göre: verilen zararları uzakta değil. içimimde aramalıydık. Bu da oiayın başka bir boyuıu.
söz ülkücülükten açılmışken, Çatlı'nın ülkücü mü Milliyetçi mi olduğuna dair bîr kaç tespit yapmak gerekiyor. Günümüzde bazı ülkücü grupların aldıgi deformasyonlar Çatli uzaktan yakından bir alakası bulunamaz. Söylendiği gibi ülkücü hareket eski kabilelerde olduğu gibi. törelere değil anayasa düzenine göre hareket eder. Ülkücü hareket, son derece önemli bir misyona baş koydüğü için varlığını ancak doğru bir çizgide ilerlediği sürece koruyabilir, Yoksa mensuplarına sahip çıkma; ise. o da sahip çıkılmaktan hicap duyulan bir hal alir Şayet çok eyı gözlenecek olunursa. Çaih'mıı belki normlara sıkışmış bir ülkücü değil, milli duygularını her şeyin üstünde tutan ve biı hareketten ZİYADE bir ülkenin geleceği için hayatini ortaya koyan bir "vatanperver" olarak anılması daha doğru olacaktir. Bu, hem maziyi unutan bazi Ülkücüler rahatsiz etmeyeçektir, hem de onun gerçek kimliğini bulmamizda yardimçi olacaktir. Çatli kizlarina hem sağ yazar İlhan darendelioğlu nun hem solcu yazar Uğur Mumçu’nun kitablarini okumalarini tavsiye edecek kadar da cağdas düşünce yapısına sahip bir şahsiyetti. Hatta sağlığında, törelerle hareket eden ve bulundukları mevkilerin kıymetini bilmeyenlerle de birlikte anılmaktan rahatsız olan hatta kızan ve "siz ülkücü müsünüz" diye sorulduğunda, acı bir tebbessümle yanıt vermeyen ancak uzun bir hikayeyi anlatan biriydi. Özetle Çatlı, sağı-solu aşmıştı.
tkinci grup; Çatlı hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan ve provakatörlerin de desteğiyle her söyleneni manşet yapan gruptu. Bu grup zaman içerisinde O'nun esas konumunu az da olsa çözebilmiş ancak şimdiye dek uyguladıkları politika gereği, geri dönüş yapamayacaklan için her gün yeni bir manşet yapmayı, reyting açısından karlı bulmuş ve bu çizgide devam etmişlerdi.
Üçüncü grup; Çatlı ile 70lerde karşıt cephede fikir tartışması olan ve bu nedenle O'nun ülkücü kimliğinden aşırı derecede rahatsızlık duyan bu son fanatik grup, efsaneleşmiş Ülkü Ocakları ikinci başkanı Çatlı'dan o dönemdeki hırslarını, O'nun vefatı ardından almaya kalkışıyorlardı.
Medyada "sus-urluk" yaratılmıştı. Medya konuşuyor ve sus-turuyordu. Çatlı'nm ardından birbirleriyle yarışan söz konusu bu son medya kuruluşu ilginç bir portre yaratmıştı; Çatlı'yı Gladio'nun Türk tetikçisi yapanlar, 80 ihtilalinde O'nu olay adama çevirenler, Çatlı'nın devletten üstlendiği görevi sadece ASALA ile sınırlı tutmaya çaba sarf edenler hatta bunu bile deforme edenler... Bunlar aslı olmayan Çath'yı yazdı, çizdi, karaladı ve en sonunda işin içinden yarattıkları Çatlı'yla çıkamayacaklarını anladılar. Çünkü bir yanda "vatanperver Çatlı" diğer yanda ise hayal ürünü "Sicilya Babası" vardı.
Abdullah Çatlı'nın vefatı ardından her kafadan ses çıkar olmuştu. Kimileri O'nu kahraman ilan ediyor, kimileri aksini iddia ediyordu. Benim en tuhafıma giden ise asıl konuşması gerekenlerin suskunluklarıydı. Bunlar "Devlet sırrı" açıklanamaz diyerek, O'nun kasti olarak farklı bir alana sokulmaya çalışılmasını izler olmuşlardı. Çoğu kulağıma fısıldayarak: "Mühim olan bizim, onun kahramanlıklarını bilmemiz ve mezara kadar bu sırrı götürmemiz. Küçük bir kitle kargaşa yaratsa da, tarih onu şimdiden kahraman tayin etti. Bunda bir sıkıntın olmasın. Gizlilik ilkesi adı altında gerçekleşmiş olayları açıklamamak ve şimdilik susmak isabetli bir karar." diye söylüyorlardı. Aslında bu tutumlarında haklı sayılabilirlerdi ancak tamamlanmış ve ortaya çıkmış olan en azından ASALA'yı tüm açıklığıyla anlatmaları daha isabetli bir karar olmaz mıydı? Bunun üzerine ise "Bu konuya değinmeniz izlenilen stratejileri ortaya çıkar ve teşkilatların hareket alanım kısıtlar. Operasyonları tüm detaylarıyla açıklayıp açıklamamak babanın mev-kisini değiştirmez." diyorlardı.
3 Kasım'la birlikte "Kahraman" kelimesinin manevi anlamı çok yıpratıldı. Bu nedenle Çatlı'nın "Vatanperver" olarak anılmasından yanayım.
Bazı devlet büyükleri susmayı tercih ettiğinden ya da ne acıdır ki O'nu karalamaya başladığından, bir kesimin öfkesi, başlangıçta Çatlı'dan dolayı devlete karşı olsa da, işin gerçek yüzü yavaş yavaş su yüzeyine çıkmaya başlamış, tepkilerin yerini milli vicdandan yükselen ses almıştı. 18 yıldır gıyabi tutuklanma kararı ile aranan ancak ilginç bir kaza sonucu, devlet yetkilileriyle yakından ilişkisi ortaya çıkan, derin devlet denilen oluşumun içinde bulunduğu iddia edilen, yeşil pasaportlu Emniyet Müdürü olarak lanse edilen... Çatlı meğerse bütün bunları "çete" kurarak yapmıştı! Milli vicdan neyin ne olduğunu çok iyi biliyordu ve bize gelen binlerce mektupta bunu ifade ediyorlardı.
Özellikle de iç Anadolu'da, yeni doğan çocuklara Çatlı ismi konmaya başlanmış, maskotlarda ve cüzdanlarda Çatlı resimleri taşınır, Çatlı'nın vatanperverliği dilden dile dolaşır olmuştu.
Susurluk entrikası, ülkücü başkana karşı yürütülen bir karalama kampanyası olarak başlamış fakat çoğu zaman tanık olduğumuz gibi bir süre sonra hedef doğrudan devlet ve devletin kurumları haline getirilmiş': Sorun, sarsılan sosyal adaletin protesto edilmesi maskesi altında yine devletin bizzat varlığına yöneltilmişti. Aslında, sloganlar atan kitlenin içinde, öfkesi inançlarını kaybettikleri sisteme karsı olanlar çoğunluktaydı Butun bu tatsız oluşumlar, sistemin "şeffaf" olmamasından ve en önemlisi milli gelirin bolüşumündeki adaletsizlikten kaynaklanıyordu. Çath'nm sansasyonel vedası. domino taslanın harekete geçirmişti. Sistem çalkalanıyordu.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|