| ÖLÜDEN PARMAK İZİ ALMAK
4 Kasım 1996
Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım.
Kalyamda okunan ezanla gözlerimi açtığımda, acım çok tazeydi. Allah'ıma bu acıya dayanmam için derman dilenirken, içerdeki odadan annemle, kardeşimin çığlıkları yükseliyordu. O sabah sadece dün geceden konuşuldu. Kardeşimle ben odamızın camına vurulmasıyla uyanıp, babamızı annemizin ayak ucunda otururken görmüştük. Kalkıp kucaklamak istediğimizi, gitmemesi için yalvarmayı düşündüğümüzü hatırlıyorum. Bir kaç saniye babam orada oturdu, gülümsedi ve görüntüsü gitti.
ilerleyen saatlerde babamızı morgda görmeye gittik. Babamın örtüsünden çıkmış uzun ince parmakları geride kalanlara son sözünü; "Ben bu dünyadan alacaklı göçüyorum." der gibiydi. Son yolculukta ki son görevde, babamın vedası görkemli olmuştu. Babamın yüzündeki o son ifade sessiz bir emir verir gibiydi; Haklı olduğun mücadelende fevri davranma!
Morg dönüşü tekrar dayımlara geçtik. Ağabeyimler, anneme zorla da olsa sakinleştirici veriyorlardı.
"Abdullah'ın yüzünü zor tanıdık. Parmaklarında ise siyah birşeyler vardı."
"Yenge, şüphelendiğine göre... Reis'ten parmak izi alınmış."
"Nasıl olur? Ölüden parmak izi alınır mı hiç!"
"Dün gece polis üniformalı tipler morga girip, bizimkilere senin onları çağırttığını söylemişler. O sırada parmak izi alınmış."
"Kısacası eşimin ruhunu daha çok rahatsız edecekler desene...
Sanki annem, ileride Susurluk davalarıyla babamın ardından üstüne atılmaya gayret edilen faili meçhul cinayetleri sezmiş görünüyordu.
TOPAL: LABİRENT GİBİ!
Ömer Lütfü Topal yani namı diğer Fındıkzadeli Ömer 1942 Malatya doğumludur. Gençliği tombala ve barbut oynatmakla geçmiştir. Fakat o 1970 yılında Emperyal adlı bilardo salonunu açarak, izleyen yıllarda namını kumarhaneler kralına yükseltecektir. (Yirmiden fazla kumarhanesi bulunuyordu.) Topal'ın Turizm Bakanlığına sadece bir kumarhanesi için yıllık ödemesi gereken teminat 7 milyon 800 bin dolardan, 2 milyon 600 bin dolara sürpriz bir şekilde inivermişti. 1977 yılında uyuşturucu madde kaçakçılığından Belçika'da beş yıla ve daha sonra yine aynı suçtan Amerika'da bir beş yıla daha mahkum edilen Topal ismi, Bülent Fırat, Hikmet Babataş gibi kişilerin öldürülmesinde de azmettirici olarak geçmekteydi. Oysa talih oyunları yönetmeliğine göre, mal sahibinin sabıkasının temiz olması gerekmekteydi. Topal'ın sabıkası buna uygun değildi ama kimlik bilgileriyle oynayarak, Mevlüt olan baba adını Mevlüt yapmış bu engeli ortadan kaldırmış bulunuyordu. Topal'ın çevresine yaka silkildiği söyleniyordu. Topal hem sert, hem de diktatör olarak biliniyordu. 28 Temmuz 1996'da saat 23.30 sularında Topal istanbul Sarıyer ilçesinde 34 BTG 96 plakalı BMW'si içinde ölü bulundu. Ne ilginçtir ki bu haber medyada ne günlerce manşet oldu, ne de faili,bulunması için birtakım kişilerce büyük bir çaba harcandı. Kimse çıkıp ne onun hakkını aradı, ne de cinayeti birilerinin üstüne atmayı düşündü. Çünkü Topal'da unutulacaktı.
Tıpkı diğerleri gibi. Ancak cinayetin işlendiği olay mahalinde, Uzi markalı silaha ait bir şarjör bulundu. Silah ise ortalıkta yoktu.1993-1995 tarihleri arasında faili meçhul cinayetler doruk¬taydı. Aslında bu cinayetlerin failleri belki de belliydi ama her nedense adı faili meçhul konmuştu bir kere! Dönem Susurluk olayının her gün evire çevire tartışıldığı dönemdi. Bazılarına göre en iyisi Susurluk'u sanık göstermek olacaktı. Çatlı vefat ettiğine göre, politik güçlerini kaybetmek gibi bir korku beslemeyen timciler bu konuda sorun çıkarmaz diye düşünülüyordu. Kısacası Topal cinayetinin emrini Çatlı vermiş, timcilerde onu öldürmüş denilmek isteniyordu. Özel timci Ayhan Çarkın'ın ifadesine bakılırsa eğer bu cinayeti kabul ederlerse, milletvekilleri Okuyan ve Güner aracılığı ile Mesut Yılmaz'ın kardeşinin yanına Almanya'ya kaçırılacakları yönündeydi. Böylece kaçanlar bir nevi cinayeti üstlenmiş, çete suçlamasını da kabul etmiş olacaklardı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Timciler düşünüleni yapmamaya kararlıydılar.
Cinayet mahallinden kaçmak için kullanılan 34 KN 288 plakalı araç Istinye Karakolu'nun önünde terk edilmiş olarak bulundu. Aracın bir yıl önce Ankara'dan çalınmış olduğu ve asıl plakasının 06 V 7550 olduğu ortaya çıktı, içinde ise bir cephanelik vardı.
Topal cinayetiyle suçlanan timcilerden Çarkın'ın, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna verdiği ifadeye bakılacak olunursa "infaz kafadan kesilmişti."
Durmuş Fikri Sağlar: "Neredeydiniz o akşam siz; yani Ömer Lütfü Topal cinayetinde?"
Ayhan Çarkın : "Ben görevliydim, efendim."
D.F. Sağlar: "Nerede?"
Çarkın: "Kadıköy bölgesinde. Ondan sonra, karşıda istanbul'da görevliydim ben, ekip amiriydim. Bir de telsiz araçlarım var benim, mesela öbür arkadaşım suçlanıyor, o da görevli, bir arkadaşımız var yemekte, yalan söylemek gerekirse, derim ki şuradayım, buradayım. O da yok herkes olduğu yeri söylüyor, yani bu Ömer Lütfü Topal olayıyla bizim bir ilgimiz yok... Bize katil diyenler Topal'a baksınlar. Bodrum'da müdürünü, Azerbeycan'da Afyon Valisinin kızıyla damadını öldürtmüş bu adam. Bir numaralı uyuşturucu kaçakçısı. Öldürüldüğü günün sabahı gazeteleri açıp bakın Bodrum'daki müdürlerinin aşireti başsağlığı ilanı vermiş. Oğlu ile babası birbirine kindar, iki karısı öldü diye düğün bayram yapmış. Öldürülmesi için o kadar çok sebep var ki? Ama katil biz olduk.
...28 Ağustos 1996 gecesi "Topal cinayeti sanıkları olarak üç özel timci yakalandı" biçiminde televizyonlarda alt yazı geçti. Bu sürati anlayamadım, ismen bizim göz altına alındığımız televizyonlardan açıklandı. Aynı Mehmet Özbay'ın gerçek kimliğinin kazadan yarım saat sonra ortaya çıkması gibi. infaz kafadan kesilmiş bize kafadan.
...Bana on beş gün yetki verin Topal cinayetini çözeyim." diyordu.
Topal'ın ölümünün üstünden tam beş ay geçmişti. Abdullah Çatlı vefat edeli de kırk gün olmuştu. Manşetlerde yine Susurluk vardı. Topal cinayetine Çatlı'nın emri veren ve silahları hazırlayan; timci polislerin ise Topal'ı öldürenler sıfatına sokulmasını, bir polis memuru çözdü deniliyordu. Olayın kahramanı istanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bir polis. Kahramanın adı, cismi yok ama! Söz konusu polis bir gün gazete almaya başlamış. Gazeteyi oğlunun bisiklet istemesinden dolayı, kupon biriktirmek için alıyormuş ki, gözüne Çatlı ismi çarpmış. Gazetelerde yazılanları okurken, aklına bir şey takılmış. Acaba Çatlı Topal'ın ölüm emrini veren kişi olabilir miymiş! Polis, Ankara Kriminal Dairesi'nden Abdullah Çatlı'nın parmak izinin bir kopyasını almayı düşünmüş, isteği geri çevrilince ne yapıp etmiş ve Çatlı'nın parmak izini bulmuş. Nasıl, niye, kimden bu da açıklık getirilmeyen ayrı bir konu. Bu arada polis memuru fark etmiş ki, olay yerinde bırakılan şarjörde parmak izi var. Yahu Topal öleli beş ay olmuş, o zaman neredeydi bu parmak izi! Çatlı'nın parmak iziyle karşılaştırılınca, uyduğunu görmüş. Güya şarjörde, yani bandanmış çift şarjörde, tam bandın üzerinde Çatlı'nın sağ orta parmağının izi varmış. Ama gözden kaçan ve bunu çürüten bir sürü nokta bulunmaktadır. Parmak izi banda ters bırakılmıştı! Bu medyada hiç yer almadı. Zaten Çatlı'nın parmak izi gizlice alınmıştı. Yani ölüden, aileden habersiz bir şekilde. Annemin gözleri ağlamaktan kapandığı için babamın parmaklarındaki mürekkep izine bir anlam verememişti. O şahıslar neden bu mürekkep boyasını babamın parmaklarından silmediler diye akla gelecek olursa, bu boya hem kolay çıkmaz hem de muhtemelen ya zamanları yoktu ya da odaya başkaları girmişti. Zaten o adamlar orada çok az kalabilmişlerdi, çünkü evimizle hastane arası bir kaç dakika vardı. Neden sol değil de sağ el diye düşünebilirsiniz. Babamın sağ kolu kırılmıştı. Cenazeyi yıkayanlar bile kolunu kefenin içine sokamamışlardı. Babamın bu kolu üstüne örtülen örtünün dışında kalıyordu. O iki şahıs da ihtiyaçları olan parmak izini kolayca alabilmişlerdi. Ancak unuttukları bir şey daha vardı. Şarjör tek parmakla bantlanmaz. Bu hem teorik, hem de mantıksal açıdan imkansız. Parmak izi nasıl olmuştu da Topal'ın ölümünde tutanaklara geçmemişti? Çok basit. Çünkü öyle bir şey yoktu. Dediler ki gözden kaçmıştır vs... Olacak iş mi! Türkiye'deki sistemi artık herkes biliyor: Çamur at izi kalsın.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|